Yeni tanı konmuş kanser hastalarının yakınları genellikle hastanın kanser tanısını bilmesini ve kanser kelimesini duymasını istemezler. Hastamız bunalıma girer, hayata küser, çöker, bir daha kendini toparlayamaz gibi ifadelerle kaygılarını belirtirler. Bu konuda nasıl hareket edilmelidir?

Bizim meslekte en zor süreçlerden bir tanesi hasta “doktor bey benim hastalığım nedir ?” sorusuna cevap vermektir. Avrupa veya Amerika’ da hasta doktoru ile tek başına muhatap olur, hastalığın ismi, seyri, tedavi başarısı, yaşam beklentisi vs herşey açık açık konuşulur. Ülkemizde ise genelde hasta gelmeden bir yakını gelip “hastamıza sakın söyleme” der, veya birlikte gelirlerse size kaş-göz işareti yapılır ve tiyatro başlar. Her hastanın hastalığını bilme hakkı, tedavi kararını verme, tedavi kararına katılma hakkı vardır. Kanunen de bir insanın hastalığını gizlemek suçtur. Bir yandan da duygusal bir milletiz, bazen gerçeklerle yüzleşmek istemeyiz. O zaman ne yapmalıyız ??

1. Tedavi ve iletişimin başarısı için hasta-hekim arasında güven oluşmalıdır. Siz hastanıza “sen kanser değilsin” dediğiniz zaman hastanızın size güveni kalmayacaktır. Aile zaten gizlemeye çalışıyor, hastaların çoğu da tanısını bildiği için artık size de inanmayacaktır.

2. Hasta ne kadar bilgi sahip olmak istiyor ? Bazen insanlar gerçeklerle yüzleşmek istemeyebilir. Hastaya öğrenmek istediği kadar bilgi aktarılabilir.

3. Duygusal bir milletiz. Bazen bir psikiyatrist desteğinde hastalığı söylenebilir. İlk başlarda anksiyete, depresyon vs yaşanabilir ama zamanla hastalık gerçeğini kabullenecektir.

4. İnsanların bazen yapmak istediği, görmek istediği ancak ertelediği şeyler olabilir. Gerçeği öğrendiği zaman fırsatı varken bu isteklerini yerine getirmek isteyebilir.

5. Hastalığını bilmediği zaman hasta adına tedavi kararını yakınları veya başkaları verebiliyor. Şuuru yerinde hiç kimse kendi adına hayati kararlar verilmesini istemez.

6. Kendi yaptığım ve Avrupa Kanser Kongresi’ nde (ESMO 2016) kabul edilen bir araştırmamızda hastaların ilk tanı sırasında tanıyı bilip bilmemelerinin anksiyete ve depresyon durumlarını etkileyip etkilemediğini araştırdık. Sonuçta hastalık tanısını bilip bilmeme, erkek-kadın grupları arasında anlamlı fark saptanmadı. Bu konuda daha geniş katılımlı çalışmalar yapılabilir.

Sonuç olarak uygun iletişim yolları ve desteği ile hastanın sosyo-kültürel düzeyi, beklentileri, ne kadar öğrenmek istediği dikkate alınarak izah edilebilir. Hiç kmse “sen kansersin, şu kadar ömrün kaldı, vs” sözlerine muhatap olmak istemez.

Doç. Dr. Mehmet Emin Kalender.